Bugun...
Bizi izleyin:


HAYDAR ATMACA


Facebookta Paylaş









SONBAHARDA DÖKÜLEN BİR BÜYÜK YAPRAK
Tarih: 28-11-2017 20:41:00 Güncelleme: 28-11-2017 20:41:00


SONBAHARDA DÖKÜLEN BİR BÜYÜK YAPRAK

Liseyi yeni bitirdiğim yıldı. Üniversite sınavından çıkar çıkmaz soluğu Kuşadası’nda çalışan arkadaşların yanında aldım. Bana yanlarında iş ayarladılar. Küçük bir çöp şiş lokantası. Böyle yan yana tamirhane gibi sıralı dükkânlar arasında, küçük bir yerdi. Ben acemiyim. Acemi olmam bir yana, bildiğin beceriksizim. Elime ekmek bıçağı dahi yakışmamasına rağmen işi öğrenmeye çalışıyorum. Genelde gündüz çalışıyorum, kim ne derse onu yapıyorum gayretle. İkinci hafta personel eksikliğinden gece mesaisine kalmaya başladım.

Sıralı dükkânların birbirine bitişik bahçeleri vardı. Önünde küçük üçgen şeklinde meydan sayılabilecek bir alan mevcuttu. Üçgen alanın her köşesinden giriş yapılıyordu. Bir gece işler iyice sakinlediğinde karşı köşeden iki kişi girdi. Meydanda bulunanlar ve çevrede çalışan herkes ilgiyle öndeki sakallı adama bakıyordu. Adam kirli beyaz (o zamanlar öyle bir renk vardı, şimdi adına her firma başka isim veriyor), bol kesim dikilmiş rahat kıyafetler giymişti. Oldukça şişmandı ve etrafa gülen yüzlerle sıcak bakışlar gönderiyordu. Herkesin görür görmez tanıdığı bu kişi Ahmet Kaya’ydı. Kendisine bakan herkesi ilgiyle selamlıyordu. Nereye gittiğini bilen emin adımlarla gelip yandaki dükkânın bahçesine oturdular. Bahçeleri ayıran bir sınır yoktu esasında. Biz de yandaki masaya oturduk hemen. Herkese hatır sordu. Eski dostunu ziyarete gelmişti. Bizim yan tarafı işleten abimizin tanıdığıymış.

Bize bunlar rüya gibi geliyor tabi. Bilindik tabire göre o yıllarda Ahmet Kaya’yı solcular son sesle, muhafazakârlar kısık sesle kimseye duyurmadan, milliyetçiler gizli gizli dinlerdi. Kısacası herkes dinler, tanırdı. Halkın içindeydi, hatta bizzat halkın kendisiydi. İlk karşılaşmamızdan birkaç yıl sonra “Beni sağcılar sevmez, beni solcular sevmez, beni İslamcılar sevmez, peki kardeşim kim bu benim albümlerimi alan milyonlarca insan, kim bu konserlerime gelen on binler?” diyerek halktan kopuk siyaset üreten köşe yazarlarını ve sanatçıları eleştirecekti. Ben hep kendime yakın buldum ve her kasetini çıkar çıkmaz alıp defalarca dinledim. Ezberlerdim bir bir bütün parçaları. Bestelediği şiirler sayesinde şiire olan ilgim artmıştı. O hayranlıkla dinlediğim sanatçı yanımda oturuyordu ve biz sohbetini dinleyebiliyorduk. İlk defa karşılaşmamız böyle oldu Ahmet Kaya ile. Daha sonra iki kez konserine gitme şansım oldu…

Benim ilk aldığım Ahmet Kaya kasetim ise “Başkaldırıyorum” İdi. 1988 yılında çıkardığı bu kaset o yıl ve sonrasında en çok dinlediğim albümüdür. Ben ruhumdaki isyancıya yoldaş bulmanın keyfiyle dinlerken halkta 12 Eylül’ün

korkuları devam ediyordu. Babam ve annem yine bir ihtilal yaşanacağı, ordunun gençlerin üzerinden silindir gibi geçeceği ve bu gençlerden birisinin de benim olacağım kaygısını taşıyorlardı. Ancak kaygıları beni Ahmet Kaya dinlemekten alıkoymadı. Eski ve yeni diğer kasetlerini de edindim.

Parçaları dışında, Kuşadası’nda ilk gördüğüm andaki samimiyeti aklımdan hiç gitmedi. Sonra Kübalı Tropicana grubuyla gelirinin tamamını Kübalı çocuklara verdiği 16 konserlik turnesi, Bosnalı çocuklar için ve Danimarkalı işçiler için verilen yardım konserlerine katılması, sayısı bilinmeyen verdiği yardım konserleri, doğallığı, samimiyeti “Ahmet Kaya” adıyla bütünleşen yüreği…

1957’nin Malatya’sında bir sonbahar gününde doğmuş Kaya. Hayatının her dönemini sonbahar gibi yaprak dökerek yaşamış. Son günlerinde ise memleketinden uzaktayken düzmece görüntülerle 10,5 yıl ağır hapis istemiyle yargılandı. 3 yıl 9 ay ağır hapis cezası aldı bu yargılamadan. Ve yine bir sonbahar gününde, Paris'in Porte de Versailles semtindeki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu veda etti bizlere. Sanat dünyamız bir büyük yaprağını döktü 16 Kasım 2000’de. Öldükten sonra görüntülerin sahte olduğu açıklandı.

Ben her 16 kasım Ahmet Kaya’yı anarım. Onun nezdinde ülkemde haksızlığa uğramanın ne kadar kolay olduğunu, bunun tahminimizden acı ve ağır olabileceğini hatırlarım. Cahillerin cüretkârlıklarının ne kadar zararlı olduğunu tekrar fark ederim. En acısı da ne biliyor musunuz? O cahil tayfanın hala müzik dünyasında bir şekilde var olmaya devam etmesi! Sanat yok, üretim yok ama her türlü magazin skandalları ile gündemde kalabilmesi. Kısaca bunlara prim verdiğimiz sürece kirden pisten arınamayacağız ülkece. Korkarım çocuklarımıza ileride bu kiri açıklayamayacağız. Bari temizlenene kadar utanalım hep beraber!



Bu yazı 1934 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
59 Okunma
56 Okunma
56 Okunma
53 Okunma
48 Okunma
48 Okunma
45 Okunma
45 Okunma
45 Okunma
45 Okunma
45 Okunma
43 Okunma
693 Okunma
623 Okunma
512 Okunma
460 Okunma
422 Okunma
393 Okunma
359 Okunma
348 Okunma
300 Okunma
299 Okunma
298 Okunma
285 Okunma
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
  • YAZARLAR
FOTO GALERİ
  • Manken
    Manken
  • Atatürk
    Atatürk
  • Fantastik
    Fantastik
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • Bebişler
    Bebişler
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Haber Paketleri Tv Reklamı
    Haber Paketleri Tv Reklamı
  • İsmail Tunçbilek Derdin ne
    İsmail Tunçbilek Derdin ne
  • Aytaç Doğan İç Benim İçin
    Aytaç Doğan İç Benim İçin
  • Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
    Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
  • Kubat Ötme Bülbül
    Kubat Ötme Bülbül
  • Osmanlı
    Osmanlı
VİDEO GALERİ
YUKARI