Adana masaj salonu Ankara masaj salonu Antalya masaj salonu Bursa masaj salonu Denizli masaj salonu Eskişehir masaj salonu Gaziantep masaj salonu Hatay masaj salonu İstanbul masaj salonu İzmir masaj salonu Kayseri masaj salonu Kocaeli masaj salonu Konya masaj salonu Malatya masaj salonu Mersin masaj salonu Sakarya masaj salonu Samsun masaj salonu Yalova masaj salonu Trabzon masaj salonu Tekirdağ masaj salonu Aydın masaj salonu Muğla masaj salonu Kütahya masaj salonu Manisa masaj salonu Kahramanmaraş masaj salonu Çanakkale masaj salonu Balıkesir masaj salonu Van masaj salonu Şanlıurfa masaj salonu Sivas masaj salonu
bayan escort Malatya escort Manisa escort Maraş escort Mersin escort Muğla escort Ordu escort Osmaniye escort Rize escort Sakarya escort Samsun escort Karacabey escort Karahayıt escort Karaköprü escort Karapınar escort Karasu escort Karatay escort Karesi escort Karşıyaka escort Kartal escort Kaş escort Keçiören escort Kemalpaşa escort Kemer escort Kepez escort Keşan escort Kestel escort Kiraz escort Kırıkhan escort Kırkağaç escort Kocasinan escort Konaklı escort Konyaaltı escort Körfez escort Korkuteli escort Köyceğiz escort Kozan escort Küçükçekmece escort Kulu escort Kumluca escort Kuşadası escort Lüleburgaz escort Mahmutlar escort Malkara escort Maltepe escort Manavgat escort Marmaris escort Melikgazi escort Menderes escort Menemen escort Menteşe escort Meram escort Merkezefendi escort Merzifon escort Mezitli escort Milas escort Mudanya escort Muratpaşa escort Mut escort Narlıdere escort Nazilli escort
Bugun...
Bizi izleyin:


HÜLYA İSKİFOĞLU


Facebookta Paylaş









Bilime Dair
Tarih: 29-08-2020 22:00:00 Güncelleme: 29-08-2020 22:00:00


Bilime Dair

"Gelecekte, cahil olarak tanımlanan kimseler, okuma-yazma bilmeyenler değil, bilgiye nasıl ulaşılacağını bilmeyenler olacaktır" der, Alvin Toffler...
İçinde bulunduğumuz geçiş döneminde, çeşitli teorilere ve yeni normlara karşı gösterdiğimiz algısal ve tepkisel farklılıklar, iddia edilen bir geleceğe uyum endişesinde gösterilen reflekslerdir. Aslında biz buna "doğal devinim” de diyebiliriz. İnsan, doğası gereği realitelere ulaşmak, yeni buluşlara yönelmek ve bunlara adaptasyon sağlayabilmek için 'merak' ve 'öğrenme' güdüsünü diri tutmak zorundadır.
Temelinde 'suje' (insan) ve 'obje' olmak üzere bu iki unsura dayalı olan bilgiyi bulmak, araştırmak, geliştirmek kanıt ve kabulü için gerekli gözlem ve deneyler ile çaba sarf etmek insana özgü bir niteliktir en nihayetinde... Bilgiye ulaşma sürecinde birinin eksikliği bilgiyi olumsuz kılacağından 'algılama' ve 'düşünmeyi' bir bütün olarak düşünebiliriz. Bu durumda 'fiziksel bir okuma-yazma' olmasa da, 'zihinsel okuma-yazma' söz konusu olabilir. İçinde bulunduğumuz zemin, coğrafya, iklim, yaşamsal koşul ve standart farklılıkları bireysel olarak 'algılama' ve 'düşünmede' değişkenlik gösterse de inceleme konusu olan 'objenin' daimi varlıksallığına zarar getirmez demek yerinde olur. Tıpkı 'bilimin' bilimselliğine zarar getirmeyeceği gibi...
Bu yazımda bilinmeyenler dünyasına girmenin yegâne anahtarı olan 'bilime', farklı bir pencereden bakmak istedim. İçinde bulunduğumuz konjöktürde, gerek yeni neslin hazır buluşluğu, gerekse orta ve yaşlı kuşağın teknolojiye uzaklığı ile günden güne merak ve öğrenme güdülerinin azalmasına ilişkin sonsuza açtığım bu pencerede bilgiye ulaşmanın yegâne yolunu analiz etmek, anlamaya/anlamlandırmaya çalışmak, mantıksal düzlemde elbette eylemsel, düşünsel ve bilimsel bir süreç gerektirebilir... Ancak yazımın başında belirttiğim Alvin Toffler'in sözünden düşünsel yolculuğumda, hepimizin bildiği üzere Rabb’imizin Efendimize vahyettiği ilk 'oku' emri bir yazılı metni işaret etmiyordu. Düzenli ve organize bir 'bilgi bütünü' olan ilimin sabit ve değişmez kaynağı olan Kur'an-ı, sosyolojik, psikolojik, fiziksel, evrensel ve metodolojik açıdan duyumsama ile anlamaya yönelik bilimsel bir süreci işaret etmekteydi... Zira hayatın ve hakikatin bilgisine vakıf olmanın sırrı bu kavrayışa tabiiydi... Vahiy yolu ile inen her ayet bir nevi tüm (küll)den gelim, tüm (küll) e varım yöntemi ile evrendeki düzenliliğin bilgisini 'bilmeyi', 'öğrenmeyi' öneriyordu. 'Öğrenmeyi' öğrenmek, araştırmak, sorgulamak, düşünsel ve bilişsel derinlik (felsefi düşünme), bilgiden suretle yeni bilgiler elde etmek, sonsuza açılan bu pencerede yine onlarca ayetinde emrolunduğu gibi 'akletmeyi' gerektiriyordu... Doğru yola 'bilgiye ulaşma' yönünde gözleme veya deneye tabi bir önermenin epistemolojik bağlamdaki boyutuna baktığımızda şu üç koşul olan 'kabul', 'gerekçelendirme' ve 'doğruluk' koşulunun Kur'an’ın bütün ayetlerini kapsadığını görürüz...
'Kabul' koşulu; kabul görür ya da görmez, zorlamasızdır. 'Gerekçelendirme' koşulu; sebeplere dayalıdır. 'Doğruluk' koşulu ise; tamamen sonuç ilişkisini gösterir...Bilimsel araştırmaya tabii bir önerme, gerek gözleme dayalı, gerekse ölçüme dayalı olsun, bu üç koşul ile, bilimin ilkesel yöntemi olan tüm(küll)e varımla, çözümlenme açılımına ışık tutar. Bilgiye ulaşma yolunda koşullara ve şartlara göre paralellik gösteren merak ve öğrenme güdüsü, insanın sürekli olarak değişen gelişen düşünme biçimleri, eylemleri, ihtiyaçları, yaşamına şekil ve yön veren konfor, bilime ışık tutan ilimin sirayet ettiği tek kaynak Kur'an’ın sabiteliğine dayanır.
Merak ve öğrenme arzusundan gelen anlama ve kavrayış ve lütfedilen 'sınırlı akıl' ile bilginin tamamına ulaşmak zannı, evveli ve ahiri olmayan menbaı el-Âlim olanın sonsuzluğunu inkâra gider.
"Hayır! Eğer kesin bilgi ile bilseniz, elbette cehennemi görürsünüz." Tekasür/5 ayeti de bu bağlamda aklın sınırına işaret eder... Her yeni bir buluş, yeni bir icad, yeni bir tahayyül, yeni bir yaratım, algısal ve düşünsel diyalektik, ispat veya kanıt dâhilinde öncekileri çürütmeye muktedirdir. Bilimin bilgisinin mutlak bilgi olmaması, bir teorinin, buluşun, keşifin çürütülmesine yahut yanlışlanmasına dayanır. Düzenli ve organize olmuş her bir bilginin 'evveli' olmadığı gibi, sonu da YOK'tur...

Yol gösterici bilgiye göre açıklanan, hidayet ve rahmet olan, sırrı kavramaya ışık tutan Kur'anın bir çıkara tabi olmayışı, bilimin çıkar gözetmeyişi ilkesi ile eş değerdir. Bir diğer ilke olan 'birlik ilkesi' çabaların, bütün ikna yolları ile her zaman her yerde herkesin anlamasını kapsar. Yani kimine hoş, kimine kötü gelmez... kimini inandırıp, kimini ilgilendirmeyen bir düşünce ürünü olarak da çıkmaz karşımıza... Bilimden çok önceleri gök kubbe altında birlik olun nidaları ile seslerini yükseltmiş Bilge kişiler de akılları, BİR gerçek üzerine uzlaştırmak birleştirmek istemişler...
"De ki; O'na ait bilgi, Allah'ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım." Mülk/26...
​'Üstünlük' bilgiye nasıl ulaşılacağını bilmek ise; idrak ve kavrayış ile sonu olmayan bir kaynağın mutlak bilgisine yol alarak bunu sağlamak mümkündür... Nitekim bir başka ayetinde Rab'bimiz bilgiye ulaşmanın da bir nasip oluşunu yüce takdirine bırakır... "Bilgiden nasibi olmayanlar da 'Allah bizimle konuşsa ya, yahut bize de bir mucize gelse ya' dediler. Bunlardan öncekilerde tıpkı böyle bunların dedikleri gibi demişlerdi. Onların kalpleri birbirlerine benzedi. Gerçekten de yakine ermek (hakikati bilmek) isteyen bir kavim için biz mucizeleri çok açık seçik gösterdik." (Bakara/118)
"Bu dünyada kör olan kimse ahirette de kördür. Üstelik yolunu da şaşırmıştır." (İsra/72) Ayetinin de doğruladığı gibi, açık bir akıl ve idrak gözü ile bilginin menbaına ulaşmak, gönül gözümüzü de sürmeleyecektir...
Saygılar.



Bu yazı 16244 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
  • YAZARLAR
FOTO GALERİ
  • Atatürk
    Atatürk
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Haber Paketleri Tv Reklamı
    Haber Paketleri Tv Reklamı
  • İsmail Tunçbilek Derdin ne
    İsmail Tunçbilek Derdin ne
  • Aytaç Doğan İç Benim İçin
    Aytaç Doğan İç Benim İçin
  • Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
    Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
  • Kubat Ötme Bülbül
    Kubat Ötme Bülbül
  • Osmanlı
    Osmanlı
VİDEO GALERİ
YUKARI