Bugun...
Bizi izleyin:


HÜLYA İSKİFOĞLU


Facebookta Paylaş









Toplumsal Değişim ve Dönüşüm
Tarih: 07-02-2019 21:45:00 Güncelleme: 07-02-2019 21:45:00


Toplumsal Değişim ve Dönüşüm

Hülya İskifoğlu

Toplumsal varoluş, bireylerin oluşturduğu ve en küçük yapı taşı aile olan köklü kurallar bütünü, özgün düşünceler ve işleyişler, idealler, gelenek-görenekler ve kolektif bir şekilde kenetlenerek bir arada yaşamayı sağlayan insan gruplarıdır. Yaşam standartlarımızı oluşturan insani ihtiyaçlar, tatminler, faydalar ve etkinlikler toplumsal yapıyı oluşturan bir temel taşır. Toplumsal işleyiş, iş bölümü-bölüşümü olmaksızın ayakta duramazken; diğer yandan özgün düşünceler ve idealler insanları yönlendirmektedirler.

Bireylerin topluma entegre olması ile gerçekleşen sosyalizasyon (sosyalleşme) yaşadığımız toplumsal yapının belirleyici unsurlarıdır. Toplumsal yapıyı belirleyen bu unsurlar, insana birleşme ve bütünleşme duyarlılığı kazandırır. Sosyalleşme sürecinde bireyler, doğal yaşamlarında olası tehdit ve tehlikelere karşı önlem almak, güç ve güvenlik oluşturmak için gruplaşarak, toplumsallaşma ihtiyacı hissederler. Her bir eşin bütünün bir parçası olarak yaratılması, doğaları gereği bütünleşmek için bir birlerine olan meyilleri, toplumsallaşmanın, yaratılıştan var olan bir süreç olduğunu gösterir. Bu bağlamı, Kur'an’daki, "Ey insanlar, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstün olanınız takvaca üstün olanınızdır" (Hucurat 13) ayeti doğrular. Kur'an’ın evrenselliği, ezeli ve ebedi oluşu, bütün zamanlara ve toplumlara hitap ediyor/edecek olması, toplumsal değişim ve dönüşümün olasılığı gerçeğini de gözler önüne serer. Toplumsallaşmanın ve bu mekanizmanın işlevselliği; devletin toplumsal yaşamın yönetimini üstlenmesi ile hem toplumsal yapının işlevselliğini, hem de kendi işlevselliğinin devamlılığını sağlar. Toplumsal yaşamın yönetimini üstlenen devlet; kendi kurumları dışında, medya, ekonomi ve uluslararası ilişki ortaklıkları ve işlevselliğin sürdürülebilmesi için verdiği ödünlerin politik yansımalarını toplumsal yaşama entegre ederek, toplumsal değişim ve dönüşümün zeminini oluşturur.

Emperyalizm ve kapitalizmin etkisi ile oluşan yeni düşünce sistemleri, modernite ve popüler kültür, toplumsal değişim ve dönüşümü işlevselleştirerek, kökü; töre, gelenek, görenek, alışkanlık, karakter, mizaç ve huydan türeyen, felsefenin ana disiplinlerinden olan, "etik" kavramının dönüşümüne de neden olur. Toplumda "olağan" olan eylem kuralları ve normlar silsilesi, zamanla bu dönüşümle, "olması gereken" öğretilere dönüşür. Bu bağlamda, toplumu uyaran etkenlerin, sosyopsikolojik ve sosyokültürel olarak, davranışları ve ilişkileri, yeni sosyal yapı ve olguları inşa eder. Modernizm ve modernitenin, bireyselleşmeyi ve özneyi merkeze alan yaşam tarzı olgusu, bireyin, "özneye" dönüşmesine ve "Etikegoizme" sebep olur.

Her gün birbirinden farklı subliminal mesajlar servis eden sosyal medya ve iletişim ağları, algı operasyonu ile toplumsal algıyı etkisi altına alarak, toplumsal psikoloji, toplumsal direnç ve toplumsal travmaların oluşumuna etki eder. Toplumsal algı; din, başta olmak üzere, siyaset, ekonomi, hak, hukuk, adalet, özgürlük, gelenek, görenek gibi değerler, doğrudan ya da dolaylı olarak, toplumun atfettiği anlamlar ile aktive olur. Kişilerin herhangi bir dış etkene maruz kalmadan sosyal ve siyasal olgularla anlamlandırdığı fikir ve düşünce dünyası, zamanla bu algılama ve anlamlandırmayı hedef alan güçlerce, zihinsel ve düşünsel olarak yönlendirilebilirler. Subliminal olarak servis edilen bu etkenlerle meydana gelen farklı bakış açıları, sosyal ve siyasal gruplaşmalara, ayırımlara, ideolojilere, bölünmelere ve sosyopsikolojik reaksiyonlara neden olurlar. Bu reaksiyonlar, toplumda bir kaos durumu oluşturuyor ise, işte o zaman toplumsal travma baş gösterir.

Toplumsal travmalar daha çok kötü yönetim ve ekonomik krizlerde ortaya çıkar. Uzun süren iktidar-toplum ilişkisi, toplumda bir kabul ediş ve itaat bilinci meydana getirir. İtaat bilinci, bireylerde seçme yetisini yok eder. Seçme yetisi yok olan bireylerin ise karar verebilme kabiliyetleri de yok olur.

İnançlarımıza göre şekil alan, hak, hukuk, eşitlik, özgürlük gibi kavramların, topluma uzanan kolunda içleri boşaltılıp, siyaset lehine işler duruma gelmesi, toplumda içkin istikrarsızlığa ve tepkimeye neden olur. Travmaya neden olan hastalığı, toplum, kendi yöntem ve çabaları ile tedavi etme yoluna gider. Din, başta olmak üzere, sosyal, politik, ekonomik olgular ve toplumun can damarı olan kültürel değerlerimizin dönüşmesi, duygudan uzak bir değerlendirme ve davranış biçimi ile toplumsal sekülerleşmeyi meydana getirir. Modernite ile paralel gelişim gösteren popüler kültür ve sanal iletişim kaynakları, bireylerde duyumsamanın önüne geçerek formalizasyona sebep olur. Sanal sosyalleşme süreci gün geçtikçe hızlanarak, kişiler arası iletişimi formüle eder hale gelmiştir. Sanal gruplaşmalar ve toplumsallaşmalar, sanal statüler ve geçirilen zaman, reel dostlukların, arkadaşlıkların, aile, akraba ve hısımların önüne set çekerek, nihai hedef, salt kendi çıkarlarını ve hazzını arayan sonuç odaklı Etik egoizme dönüşen kişilikleri inşa ederek, etnosentrik bir toplum meydana getirmiştir.

Sosyal medya ve iletişim ağlarında oluşan abartı dili, eylem ve söylemin yanı sıra söylem ve duyumsama arasındaki duygusal uçurumu normalize eder hale gelmiştir. İnternetsiz geçirilen en kısa zaman birimi, ruhsal bunalım ve krizlerin oluşmasına yol açarak çağımızın internet depresyonu hastalığını ortaya çıkarmıştır... Bire bir insan ilişkilerinin, telefon, internet, vb. elektronik medya aracılığı ile sürdürülür hale gelmesi, uzağı yakın kıldığı gibi, çoğu zaman başında geçirdiğimiz gereksiz zaman ile bizleri en yakınımızdakilere karşı ilgisizleştirerek uzaklaştırmıştır. Yeni neslin, estetikten uzak, kısaltmalar ile oluşturduğu kelime dizileri ve anlamsız cümleleri anlama zorunluluğu, bir milleti millet yapan unsurlardan biri olan dilimizi dejenere etmekte olup, iletişimimizi mekanikleştirmiştir. Kültür ve değerlerimizin ulusallıktan çıkarak, enternasyonelleşmesi, duyumsamanın dışında söylemler, özümsediğimiz ve davranışlarımıza yansıttığımız duygularımızı da köreltmiştir.

Sosyal yönümüz; kişiselliğimizi, teknik gelişmemizi ve sosyalleşmemizi içeriyorsa, sosyal hayatımızın insan yönünü de fikirlerimiz, inançlarımız ve ahlaki yönlerimiz oluşturur. Unutulmamalıdır ki, ruhi ve insani özelliklerimiz, bizim ve toplumsal geleceğimizin farklılaşma noktasıdır.



Bu yazı 1634 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
305 Okunma
284 Okunma
275 Okunma
265 Okunma
263 Okunma
259 Okunma
234 Okunma
232 Okunma
232 Okunma
168 Okunma
148 Okunma
144 Okunma
3542 Okunma
2233 Okunma
1743 Okunma
1441 Okunma
1265 Okunma
1069 Okunma
990 Okunma
878 Okunma
615 Okunma
538 Okunma
529 Okunma
487 Okunma
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
  • YAZARLAR
FOTO GALERİ
  • Atatürk
    Atatürk
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Haber Paketleri Tv Reklamı
    Haber Paketleri Tv Reklamı
  • İsmail Tunçbilek Derdin ne
    İsmail Tunçbilek Derdin ne
  • Aytaç Doğan İç Benim İçin
    Aytaç Doğan İç Benim İçin
  • Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
    Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
  • Kubat Ötme Bülbül
    Kubat Ötme Bülbül
  • Osmanlı
    Osmanlı
VİDEO GALERİ
YUKARI