Bugun...
Bizi izleyin:


NİZAMETTİN DURAN


Facebookta Paylaş









"Efrin’i, işgal girişimi" Öyle mi?
Tarih: 06-02-2018 19:29:00 Güncelleme: 06-02-2018 19:29:00


"Efrin’i, işgal girişimi" Öyle mi?

Günümüzde olup bitenlerin önemini anlayabilmek için bazen geçmişte yaşananları hatırlamak gerekmektedir. Çok değil, daha bundan birkaç yıl önce yaşadığımız ve bedel ödediğimiz bazı nahoş olayların, bütün bir millet olarak hepimizi nasıl derinden etkileyip sarstığını biliyoruz.

Bölge insanına ve dolayısıyla kendi ülkesine silah doğrultan, PKK denilen melun terör örgütüne mensup hainlerin 2014 yılında ne cinayetler işlediklerini bilmeyen yoktur. Bunların zihniyetinden gerek bu memlekete ve gerekse bu memleketin insanına bir hayrın gelmediğini ve gelmeyeceğini de… ‘Bir musibet bin nasihatten evladır’ sözünün bir hikmeti olarak, aramızda yaşayan bu hainleri bilebilmek için bazen böylesine acı tecrübeler yaşamaktayız, maalesef. Tarihimize 6-7 Ekim olayları olarak geçen o müessif hadiselerde, 50’ye yakın kendi insanını(!) öldürmüştür, bu katiller. Öyle ki bu hadise, komşusuna et dağıtmaktan başka bir suçu(!) olmayan gencecik çocukları, Neron'a şapka çıkarttıracak bir vahşetle katleden bu güruhun, gerçek yüzünü ortaya çıkarmıştır.

Konuşurken mangalda kül bırakmayan bu bedbahtlar, güya Kürt halkı adına hareket ettiklerini, onlara özgürlük vadettiklerini söylüyorlardı, ama en ufak bir eleştiri karşısında, celallenip kendi soydaşlarının (!) canlarına kıymaktan asla çekinmediler!

6-7 Ekim olaylarına sebebiyet veren hadise neydi? HDP denilen terör örgütü, 6 Ekim 2014’te halkı Kobani için sokağa çağırmıştı, o dönemin eş başkanı olan Selahattin Demirtaş tarafından. "Halklarımıza Acil Eylem Çağrısı" başlığı altında, Kobani'de yaşanan katliam girişimine karşı 7'den 70'e bütün halklarımız sokağa, alan tutmaya ve harekete geçmeye çağırılmış ve bundan böyle her yerin Kobani olduğu, Kobani'deki kuşatma ve vahşi saldırganlık bitene kadar sürecek olan bir direniş için yapılan çağrı.

Ülkeyi kana bulamak, bir kaosa sürüklemek ve iç çatışmaya zemin hazırlamak için çağrı yapılmaktaydı. Ancak o günlerde gözden kaçmayan bir husus vardı: Bir yandan Kobani için, Kobani’ye gitmek için çağrı yaparlarken, diğer taraftan da Devletin yurt dışı müdahalesi için çıkaracağı teskereye ret oyu veriyorlar. Yaşayanlar, bu ikiyüzlülüğü ıskalamadılar. Yani tam manasıyla bir düzenbaz mantığa şahitlik etmiştik millet olarak. Çünkü Kobani’yi işgal edenin IŞİD denilen proje örgütüyken, sanki Türkiye işgal etmiş gibi Türkiye’de direniş başlatılıyordu. İşin esası, Kobani çok da umurlarında değildi; sadece ve sadece bir bahaneydi onlar için. Öyle olmasaydı, ne diye şehirlerimizin cadde ve sokaklarını tahrip etsinler? Bu Allah’tan korkmazlar, ne diye Kürt kardeşlerimizin dükkân, mağaza ve iş yerlerini yakıp yıksınlar? Hülagu’nun kalıntısı gibi, ne diye kütüphanelere, müzelere, camilere, Kur’an Kurslarına, okullara ve yurtlara kırmızı görmüş boğa gibi saldırsınlar? Öldürdükleri onlarca insanımız da ayrı bir konu!

Gün geçmiyor ki ihanetlerine ve düşmanlıklarına bir yenisini eklememiş olsunlar. Bunu da adeta nöbetleşe yapmaktalar. Hatırlayın, aralarında kadın demeye bin şahit lazım olan mahlûkattan birinin, kinle ve nefretle elindeki kocaman bir taşı askerimize atmaya yeltendiğini, yine aralarından ruhunu satmış bir başka kadının, askerimize “Senin devletin bana söz verdi” dediğini, oysa nankör hain, “senin devletin” dediği ülkemizin Diyarbakır büyükşehir belediye başkanlığını yapmaktaydı. Yabancı bir ülkenin lejyoneri gibi konuşan bu yüzsüze, alnından öpülesi askerimizin, “Burası benim devletimse, benim toprağımsa çıkın dışarı” cevabı tarihe geçecek cinstendi. İhanette yarışan bir başka kadın, “Kobani düşerse,

Adana düşer, Kobani düşerse, Ankara düşer, Kobani düşerse, Türkiye düşer… Kobani düşerse çözüm süreci biter.” diye tıpkı sınır tespit görevlisi, müstemleke komutanı gibi konuştuğunu ve davrandığını...

Bu hain güruhun Kobani’yi IŞİD’in zulmünden kurtarmak gibi bir dertlerinin olmadığı, ancak zulmün ortak paydasında onlarla bir oldukları anlaşılmıştır. IŞİD, dışarıda zulmederken, bunlar içeride kendi insanına zulmetmekteler! Mesele bundan ibaretti.

Topu birden, adeta bir ihanet çetesi… Bunları bize sayıyla mı verdiler? Biri gidiyor, biri geliyor! Söylemleriyle, davranışlarıyla, hal ve hareketleriyle bu memlekete, bu memleketin insanına o kadar uzak, o kadar yabancılar ki! Ne biz, ne de adına hareket ettiklerini söyledikleri Kürt kardeşlerimiz bunları kabullendi. Doku tutmadı ve bünyemiz bu virüsleri fırlatıp attı! O mübarek insanların, kurmakta oldukları tuzakları anlamayacaklarını ve onlar gibi işgalcilerin adına hareket edeceklerini mi sandılar?

Yakın bir zamanda yaşadıklarımızı hatırladıktan sonra, gelelim bugüne. Yine ihanet damarları kabardı ve kanlarının/sütlerinin gereğini yapmaya başladılar. HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Van Milletvekili Nadir Yıldırım’ın imzasıyla, Türk Silahı Kuvvetleri'nin Afrin’deki terör hedeflerine yönelik harekâtına tepki olarak, HDP meclis üyelerine, tüm parti başkanlıklarına, kadın ve gençlik meclislerine ve milletvekillerine ‘bilgi notu’ gönderildi.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin terör hedeflerine yönelik harekât girişimini, bu soylarının nereden neşet ettiği araştırılması gereken güruh Efrin’i işgal girişimi olarak nitelendirmiştir. "Efrin işgal girişimine karşı barışı ve halkların birlikte yaşam iradesini savunmak amacıyla yerellerimizdeki savaş karşıtlarıyla birlikte pazar ve pazartesi tüm gücümüzle kitlesel basın açıklamaları ve yürüyüşler yapılmalı, hükümetin ve destek veren partilerin savaşçı politikalarına karşı protesto gösterileri düzenlenmelidir.” diyen Yıldırım ve güruhunun nasıl savaş karşıtı olduklarını bu millet yıllardır müşahede etmektedir. Çocuklarını dağa kaçırarak, mezralarında yaşama haklarını ellerinden alarak, kısıtlı zahrelerine, namus ve şereflerine göz dikerek mi yapacaktınız siz bu savaş karşıtlığını? Bu yolla mı barışı sağlayacaktınız? Efendilerinizin ellerinize tutuşturduğu, o ölüm kusan silahları nerede kullanıyorsunuz? Herhalde mahalle aralarında kow-boyculuk oynamakta değil!

Bir de küstahça demezler mi ki, “Bu işgal girişimi sürdükçe asla durmayacağız. Kobane’yi savunduğumuz gibi Efrin’i de savunacağız. Efrin’e saldırı tüm Kürtlere saldırıdır. Efrin’e saldırı Amed’e, Kerkük’e, Mahabat’a saldırıdır. Bu duruma asla sessiz kalınmamalıdır. Halklarımızı sokağa sesini yükseltmeye ve demokratik tepkisini vermeye çağırıyoruz.”

Biz, işgalci, emperyal gücün, çapulcu silahşorlarının, Kobani’yi de nasıl savunduğunu görmüştük. Siz şöyle durun yeter bre nadanlar! Gölge etmeyin, ihsanınız da şerriniz de sizin olsun! Sadece milletin inancına değil, onun felsefesine, düşüncesine, edebiyatına, sanatına ve her türlü değerine yabancı ve düşman olan bu tarif edilemez yaratıklar, dilini de bilmezler, konuşamazlar ve telaffuz bile edemezler.

Kürtleri kurtaracaklarmış! Marifetleri varsa öncelikle tutsak olan o beyinlerini kurtarsınlar! ‘Afrin’e ‘Afrin’ demekten aciz, ancak dilleri ‘Efrin’ diyebilecek kadar dönen konuşma özürlüleri, önce bu milletin bir dilini öğrensinler, sonra onları kurtarmaya sıra gelsin!



Bu yazı 1887 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
249 Okunma
243 Okunma
242 Okunma
241 Okunma
241 Okunma
240 Okunma
221 Okunma
207 Okunma
190 Okunma
164 Okunma
163 Okunma
143 Okunma
855 Okunma
700 Okunma
682 Okunma
678 Okunma
657 Okunma
643 Okunma
637 Okunma
633 Okunma
614 Okunma
611 Okunma
609 Okunma
472 Okunma
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
  • YAZARLAR
FOTO GALERİ
  • Manken
    Manken
  • Atatürk
    Atatürk
  • Fantastik
    Fantastik
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • Bebişler
    Bebişler
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Haber Paketleri Tv Reklamı
    Haber Paketleri Tv Reklamı
  • İsmail Tunçbilek Derdin ne
    İsmail Tunçbilek Derdin ne
  • Aytaç Doğan İç Benim İçin
    Aytaç Doğan İç Benim İçin
  • Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
    Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
  • Kubat Ötme Bülbül
    Kubat Ötme Bülbül
  • Osmanlı
    Osmanlı
VİDEO GALERİ
YUKARI