Bugun...
Bizi izleyin:


NİZAMETTİN DURAN


Facebookta Paylaş









Sebilürreşad ve alicenaplık
Tarih: 13-08-2017 20:33:00 Güncelleme: 13-08-2017 20:33:00


Sebilürreşad ve alicenaplık

Sebilürreşad dergisi Ağustos 2016 tarih ve 1008 sayısıyla yeniden yayın hayatına başlamasının birinci yıl dönümünü tamamlamış oldu. Eşref Edip onu, ilk defa 1908'de Sırat-ı Müstakim (Doğru yol) adıyla çıkarmıştır. Ancak kesintilere maruz kalmış olan dergi, ikinci defa 1948'de Sebilürreşad olarak çıkmıştır. Bu süreçte onunla birlikte olan, ona yol arkadaşlığı yapan da Akif'ten başkası değildi.

Eşref Edip’in içi kan ağlayarak, 1966'da 1007. sayısıyla birlikte, maddi sebepler yüzünden yayın hayatına son verirken "Bizden sonra bu davaya hizmet edecekler gelecek, onlar bu mecmuayı devam ettirecekler" bir vasiyet niteliğindeki sözü ile dergi, bir emanet olarak, inanan Türk gençliğine tevdi edilmiştir.

Bu dergi, sıradan bir mevkute (mecmua, dergi) değildir. Edebi, fikri, tarihi ve sanat abidesi olmasının ötesinde, emanet olarak tevdi edilen yüce bir davanın da adı olarak tebarüz etmiştir. Bu davanın aksiyoner tarafını temsil etmektedir. Ne ki, dünden bugüne kılıçlaşan kalemleriyle bu davanın yılmaz varisleri olan yazarlar, sorumluluk bilinciyle yüklendikleri görevi yerine getirmek için çırpınmaktadırlar.

Her yazar, hiçbir dünyevi menfaat beklemeden ve hiçbir politik etki altında kalmadan derginin tarihsel misyonuna sadık kalarak ve onu devam ettirerek Rızayı Bari’yi kazanmayı amaçlamıştır.

Bu tarihi misyonun önemini ve kutsiyetini anlamış yol arkadaşları ile birlikte, derginin yeniden başlatıcısı ve sahibi olan Fatih Bayhan'ın nasıl bir emanet yüklendiğinin farkında olarak ve Allah'ın yardımını dileyerek bu yola koyulmuşlardır.

Gerek derginin ve gerekse yazarlarının, bir takım değerleri hayata geçirme konusundaki hassasiyetleri, yürünen yoldaki istikametin doğruluğunu göstermektedir. Kadirşinaslık ve vefa, hiç şüphesiz bunların en başında yer almaktadır. Sebilürreşad, bu misyona hizmet etmiş insanları rahmetle ve hayırla anarken; dünya gaileleri içinde kaybolmadan, hayatta olanların da hal ve hatırını sormak, ziyaretlerinde bulunmak, en önemli görevleri arasında gördüğü bu düşünceyi zaman zaman hayata geçirmeye çalışmaktadır. Nitekim Ramazan'da bir iftar buluşmasıyla "Kudüs şairi"miz değerli yazar Nuri Pakdil ziyaret edilmiştir.

Yine bu amaç ve niyetle 19.07.2017 günü değerli yazarlarımızdan Atasoy Müftüoğlu’nu ziyaret için, Sebilürreşad ailesi olarak, Eskişehir'e doğru yola çıkılmıştır. Değerli insan ve Eskişehir'in eski milletvekillerimizden Murat Mercanla buluşmamızın ardından Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Müdürlüğünde Sayın Rektörümüz, Rektör Yardımcımız, Yurt Müdürümüz ve değerli Eskişehirli kardeşlerimizle bir araya geldikten sonra sözleşildiği saatte, ekip olarak Müftüoğlu'nun evine doğru hareket ettik. Yolda öğle namazını eda ettikten sonra evine vardık.

Üstat bizleri kapıda karşıladı sağ olsun. Mütevazı, derinlikli, samimi bir insandı Atasoy Müftüoğlu. Çağrıldığı yere üşenmeden ve yüksünmeden giderek konuşmasını yapardı. Ta gençlik yıllarından beri böyle tanıyorduk onu. İlk defa 1978 veya 79 yılında Samsun'a gelmişti. Biz öğrenciydik o yıllarda. Geldiğini duyunca, kalabalık bir öğrenci grubu olarak onu dinlemeye gitmiştik. Akabe Yayınları'ndan çıkan 'Firak' adlı eserini okumuştuk. Oradan da biliyorduk. Güzel bir sohbet yapmıştı o gün. O sohbetin ardından bir öğretmen arkadaş, "Konuşulanları yazmak" başlığıyla bir yazı kaleme almıştı. O yazıyı Yeni Devir gazetesinde okumuştuk. Eskişehirli bir okul arkadaşımız, sitayişle bahsediyordu Müftüoğlu’ndan. Müftüoğlu, belediyede çalıştığı yıllarda, elinden tutmuş, eğitiminde ve yetişmesinde bir hayli yardımı olmuş... Sadece ona değil, Eskişehir'de birçok gencin yetişmesinde emeği geçmiş, fedakar, ileri görüşlü, bilge bir şahsiyettir Müftüoğlu.

15 Temmuz kalkışmasına farklı yaklaşım göstermiş ve farklı yorumlamıştır. Diyordu ki, "15 Temmuz gerçek anlamda konuşulmadı... Bu hareketin referanslarını konuşmak yerine, hasar- tespit çalışması yapılıyor... Bunu (kalkışmayı) yapan biri göklere çıkarılıyor. O kişi, aşağılık, kullanışlı biri!.. Müslümanlar, tarih boyunca din açısından vuruldular."

Bu düşüncelerin sahibi Müftüoğlu bizleri içeri alıp kısa bir tanışma faslından sonra konuşmaya başlamıştı. Biliyordu bizim Sebilürreşad ailesi olarak kendisini ziyaret ettiğimizi. Oradan girdi konuşmasına:

"Akif önemli bir konu, keşke İstiklal Marşı ile sınırlanmamış olsaydı. Herkes İstiklal Marşı'nı bilir ama Safahat’ı kimse bilmez, okumaz. Bizde eleştiri geleneği olmadığı için her şey bizde duygusal değerlendiriliyor. Akif'i, Muhammed İkbal bağlamında değerlendirmek gerekiyor." Bu yaklaşımı ile Müftüoğlu, "Ben olsam Müslüman Doğu'daki tüm mekteplere 'eleştirel düşünme' dersleri koyardım..." diyen Aliya İzzetbegoviç'i hatırlatmaktadır.

Toplumda samimi olmayan yaklaşımların öne çıkmasından bahisle, "Bizim sıkıntımız, her şeyimizi kişiselleştirmek olmuştur, değerler yavaş yavaş terk ediliyor... Kimseye fiilsel yardımda bulunmuyoruz; şiirsel yardım ediyoruz... Hiç kimse Mehmet Akif'in şu dizelerini hayata indirgememektedir:

"İnmemiştir hele Kur'an bunu hakkıyla bilin

Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!"

Dehşetengiz ifadeler, okuyoruz ama bugün kimse dehşete düşmüyor, bu manayı, bu heyecanı kaybetmişiz... Akif'i kaldığı yerden, bu dergiyle devam ettirmek gerekir.” dedikten sonra, kendisinden Yunus Emre ile ilgili bir yazı istendiğinden söz ederek onu anlatırken zamanın bir çocuğu olarak günümüzde Yunus Emre'yi anlamanın gerekliliğini vurguladı ve Yunus’un şu mısrasını kastettiği anlayışa örnek olarak verdi:

"Dövene elsiz gerek; sövene dilsiz gerek"

dizesini, “bana göre günümüzde döveni dövmek gerekir...” diye anlamak gerektiği şeklinde yorumladı.

Önüne gelenin Akif'i yorumlaması konusunda, onun bir cümlesinden hareketle onun değerlendirilemeyeceğini, genel çerçevede değerlendirmek gerektiğini ifade etti. Konuyu şu cümleleri ile bağladı: "Bizim yeni bir dil bulmamız gerekecek, tarihsel çözümleme yapacak bir dil. Binlerce "Mehdi" oluşturan bir dille olmaz. Akif'i bu yeni dille anlamak ve anlatmak gerekir. Toplum, Akif düşüncesinin gerisine düşmüştür. Şeyhine kayıtsız şartsız teslimiyet anlayışı hâkim… öyle ki dünyayı onların idare ettiklerine inanırlar. Bunları düşünürken sizin Sebilürreşad’ın misyonunun ne denli büyük olduğunu belirtmeliyim." diye bitirmişti sözlerini.

"İslam ümmeti akla veda ettiği gün tarihe de veda etti." sözünün sahibi Atasoy Müftüoğlu'nun konuşmasının ardından ziyaret anısına çekilen fotoğraflardan sonra vedalaşarak ayrıldık ve dönüş için Ankara yoluna koyulduk.



Bu yazı 466 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
30 Okunma
28 Okunma
27 Okunma
26 Okunma
26 Okunma
26 Okunma
25 Okunma
24 Okunma
22 Okunma
22 Okunma
21 Okunma
21 Okunma
1008 Okunma
975 Okunma
895 Okunma
692 Okunma
215 Okunma
184 Okunma
160 Okunma
150 Okunma
149 Okunma
147 Okunma
143 Okunma
140 Okunma
1008 Okunma
975 Okunma
895 Okunma
692 Okunma
632 Okunma
517 Okunma
459 Okunma
430 Okunma
288 Okunma
256 Okunma
215 Okunma
213 Okunma
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
  • YAZARLAR
FOTO GALERİ
  • Manken
    Manken
  • Atatürk
    Atatürk
  • Fantastik
    Fantastik
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • Bebişler
    Bebişler
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Haber Paketleri Tv Reklamı
    Haber Paketleri Tv Reklamı
  • İsmail Tunçbilek Derdin ne
    İsmail Tunçbilek Derdin ne
  • Aytaç Doğan İç Benim İçin
    Aytaç Doğan İç Benim İçin
  • Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
    Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
  • Kubat Ötme Bülbül
    Kubat Ötme Bülbül
  • Osmanlı
    Osmanlı
VİDEO GALERİ
YUKARI